Yine bir film birikimi oldu. Uzun zamandır size yazmak istediğim ama gerek vakitsizlikten gerekse tembellikten yazamadığım birkaç film birikti. Çok da kısa geçmeden özetleyelim isterseniz:
Away We Go, haziranda ilk duyduğumda çok şaşırdığım bir proje. Hep büyük starlı ve nispeten büyük bütçeli filmler çeken Sam Mendes'in bağımsız çektiği bir drama. Aslında romantik-komedi denmesi gerek ama ben bu türden çok farklı buldum kendilerini. İlk çocuklarını bekleyen evlenmemiş bir çift, hayatlarına hep destek olmuş oğlanın anne-babasının aniden Avrupa'ya taşınacağını duyduklarında şok oluyorlar. Ama bu, başka bir kararı tetikliyor: Ülkedeki yakınlarını ziyaret ederek yerleşmek için kent seçmek. Böylece birbirinden ilginç akraba/arkadaşlarını teker teker görürken o kentlerin yaşanabilirliğini de sınıyorlar. Aslında çiftin yaptığı, hayatlarını anlamlandırmak ibaret. Ne olacaklarına, nasıl devam edeceklerine karar vermek. Bu yüzden de kendime çok yakın bulduğum ve beğendiğim bir film oldu. Sanki dışarıdan gösterişsiz gözüken ama yakından bakıldığında parıldayan bir mücevher.
Gelelim Woody Allen amcamın son marifetine: Whatever Works, tamamen Allen hayranlarına yapılmış bir hediye. Allen'ın bilhassa satirlerini seven birinin hayran kalacağı ama bu türü sevmeyen birinin hoşlanmayacağı bir eser. Çünkü Allen yine hayat hakkında saptamalarda bulunuyor, onunla ve onu oluşturan tüm öğelerle ("God is gay!") dalgasını geçiyor. Bu açıdan bakabilen bir seyirci acayip keyif alır. Mesela ben çok eğlendim. Ama 75 yaşındaki amcamla 21 yaşındaki yeniyetmenin evlenmesini garip bulanlar, hatta mantıksızlık olaak niteleyenler elbet olacaktır. Allen evreninde her an her şey olabilir.
Okuribito, 2009 Oscarlarının sürpriziydi. Kimsenin beklemedeği halde Yabancı Dilde En İyi Film ödülünü bu film kapmıştı. Bu Japon yapımı film, işsiz kalan bir çellistin mecburen memleketine dönmesini takriben geleneksel cenaze törenleri yapan bir şirkete girmesini ve bu olayın adamın küçücük çevresindeki yankılarını anlatıyor. Film oldukça klasik bir anlatıma sahip, hatta bazen fazla muhafazakar bile olabiliyor. Ama yönetmen Yojiro Takita, bu klasik anlatımı çok iyi kotarmış. Gerek teknik manada gerek senaryo bağlamında gerekse oyunculuk bakımında tüm ödevlerini layığıyla yerine getiriyor. Bir de son derece başarılı bir komedi-melodram ayarı kuruyor ki izleyiciyi asıl filme bağlayan bu oluyor. Tıpkı Babam ve Oğlum gibi ama daha yetkini. Filmi şöyle özetleyebiliriz: A Beautiful Mind misali geleceğe hiçbir şey bırakmayacak lakin izlenildiğinde başyapıtmışçasına görülecek bir film.
Geçen haftasonu Altın Portakallar dağıtıldı. Ben ise geçen senenin en iyisini (!) daha yeni izleyebildim. Pazar: Bir Ticaret Masalı ilginç bir deneme. Yer yer güzellikleri de olan, derdini artistik biçimde anlatmaya uğraş veren bir yapım. Tempo belki hiç düşmüyor ama son derece çabuk bir sonla nihayete eriyor. Atmosferini ilginç bir şekilde başarıyla kuruyor, hatta yer yer groteskliğiye göz kırpıyor. Performans konusunda da sıkıntı çekmiyor hatta Tayanç Ayaydın gayet başarılı. Ama bir yabancılık hissi gizli filmde. Yönetmen İngiliz olduğundan önyarglı mı yaklaşıyorum, emin değilim lakin hissettiğim bir duygu. Şu da var 2008'in en iyisi kesinlikle Pazar değil!
Away We Go
Oyuncular: John Krasinski, Maya Rudolph, Carmen Ejogo, Catherine O'Hara, Jeff Daniels, Allison Janney, Maggie Gyllenhaal - Görüntü Yönetmeni: Ellen Kuras - Müzik: Alexi Murdoch - Senaryo: Dave Eggers, Vendela Vida - Yönetmen: Sam Mendes - ****
Whatever Works
Oyuncular: Larry David, Evan Rachel Wood, Michael McKean, Patricia Clarkson, Ed Begley Jr., Henry Cavill, Lyle Kanouse - Görüntü Yönetmeni: Harris Savides - Senaryo ve Yönetmen: Woody Allen - ****
Okuribito (Departures)
Oyuncular: Masahiro Motoki, Tsutomu Yamazaki, Ryoko Hirosue, Kazuko Yoshiyuki, Kimiko Yo, Takashi Sasano - Görüntü Yönetmeni: Takeshi Hamada - Müzik: Joe Hisaishi - Senaryo: Kundo Koyama - Yönetmen: Yojiro Takita - ***1/2
Pazar: Bir Ticaret Masalı
Oyuncular: Tayanç Ayaydın, Genco Erkal, Şenay Aydın, Hakan Şahin, Rojin, Övül Avkıran - Görüntü Yönetmeni: Konstantin Kröning - Müzik: Cihan Sezer - Senaryo ve Yönetmen: Ben Hopkins - ***
Bana göre 'entel' kelimesi her şeyi bildiğini zannedip aslında hiçbir şey bilmeyen kişiyi ifade eder ve böyle biri olsa olsa sayıklayacağından; bu site de bir entelin sayıklamalarından oluşur. Entel benim, yazılar da yazıldığı anda aklıma gelen uçuk kopuk ifade biçimleri. Yine de okursanız memnun olurum.
oscar 2009 etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
oscar 2009 etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
21 Ekim 2009 Çarşamba
Kıyıda İzlenmiş Filmler
7 Ocak 2009 Çarşamba
Oscarlıklar 2009
Her ocak ayında olduğu gibi ödül sezonuna girdik. Önümüzdeki günlerde Altın Küre kazananları açıklanacak, hemen ardından Bafta ve Oscar adayları ilan edilecek. Muhtemel adaylar da DVD-screen (filmlerin ödül komitelerine gönderilen DVDlerinin kopyaları) olarak internete düşmeye başladı. 2-3 aday hariç çoğunu izlemeyi başardım. Hala izlemediğim, 1-2 adaylık filmler de var listemde, Che gibi.
Hepsini sırayla izleyince teker teker yazı yazmak zor geliyor. O yüzden tek vuruşta yazmak istedim. Aslında hepsine ayrı birer makale gerek, hepsi de kaliteli filmler sonuçta.
Slumdog Millionaire beni şaşırtan bir filmdi. Aslında genelden bakınca tipik bir başarı hikayesi lakin bunu Hindistan’a ve oldukça farklı bir şekilde uyarlayınca değişik ve güzel olmuş. Jamal’in Hindistan’daki ‘Kim 500 Milyar İster’ yarışmasına katılmasıyla başlıyor hikaye. İlkokulu yarım bırakmış bir gencin tüm soruları doğru bilmesi kafa karıştırıyor ve polis tarafından sorguya alınıyor. Böylece Jamal, her soruyu nasıl bildiğini komisere anlatırken hayat hikayesini de baştan sona geçmiş oluyor.
Bu farklı anlatış biçimi ve Hindistan’ın gerçekleri bizi etkileyen ana unsur. Filmin çoğunu iki sokak çocuğunun gözünden izlediğimizden Hindistan’ı tüm çıplaklığıyla görüyoruz. Bir de Danny Boyle’un hızlı kurgusuyla tadından yenmiyor. Güzel Hindistan görüntüleri, buruk bir aşk hikayesi ve Hint müziğiyle de cabası. Sonunda aynı Bollywood filmlerindeki gibi (onlarda ortada gerçi) şarkılı/danslı sahne de bulunuyor. Benim Oscar favorimdir.
Oyuncular: Dev Patel, Freida Pinto, Ayush Mahesh Khedekar, Azhauddin Mohammed İsmail, Rubiana Ali, Tanay Chheda, Ashutosh Lobo Gajiwala, Tanvi Ganesh Lonkar, Madhur Mittal, Anil Kapoor, İrfan Khan – Görüntü Yönetmeni: Anthony Dod Mantle – Müzik: A. R. Rahman – Senaryo: Simon Beaufoy (Vika Swarup’un ‘Q&A’ adlı romanından) – Yönetmen: Danny Boyle, Loveleen Tandan - ****1/2
David Fincher’ın yeni filmi ise öyküsüyle avantaj sağlıyor. Geriyle doğru büyüyen bir adamın hikayesi The Curious Case of Benjamin Button. Benjamin Button doğduğunda 80 yaşındaki birine benzemektedir. Nitekim bedeni büyüdükçe kulağının duymadığı, ayaklarının tutmadığı anlaşılır. Babası tarafından, annesi doğumda öldüğünden, lanetli görülen Benjamin; ilk günden yaşlılar evinin hizmetçisi tarafından yetiştirilir. Hep öleceği düşünülen Benjamin, giderek gençleşmeye başlar. Arkadaşları (yaşlılar) öldükçe o daha iyi duruma geliyordur. Bu farklılığı ona garip maceralar ve duygular yaşatmaya devam eder.
Brad Pitt’in Benjamin Button’ı canlandırdığı film; akıcı senaryosu, efektleri (bebeğin yaşlı yüzü çok iyi), makyajı, sanat yönetimi, görüntü yönetimi ve kostümleriyle en fazla dalda Oscar’a aday olabilir. Çünkü bu saydıklarım gerçekten çok iyi, neredeyse mükemmel seviyesinde. Pitt ve Blanchett’in performansları da yerinde üstelik. Valla daha nolsun? Keyifli bir Fincher filmi daha.
Oyuncular: Brad Pitt, Cate Blanchett, Julia Ormond, Taraji P. Henson, Mahershalalhashbaz Ali, Jason Flemyng, Elias Koteas, Peter Donald Badalamenti II, Tilda Swinton, Jared Harris – Görüntü Yönetmeni: Cladio Miranda – Müzik: Alexandre Desplat – Senaryo: Eric Roth, Robin Swicord (F. Scott Fitzgerald’ın kısa hikayesinden) – Yönetmen: David Fincher - ****
Oscar’a aday olmayacak ama olmak isteyen bir filmi de listeye ekleyelim: Seven Pounds. Will Smith arada sırada ciddi takılmak istiyor ve buna İtalya’dan getirttiği Gabriele Muccino’yu alet ediyor. Bir önceki ortaklıkları Pursuit of Happyness gibi koyu bir dram çekmişler. Ağlamaklı, didaktik filan. Seyrederken sıkmadığı kesin lakin yılın iyileri arasına girmekten çok uzak. Keşke Muccino ile Smith konuyu ağdalaştırmaktan çok akıcılığa önem verseler!
Oyuncular: Will Smith, Rosario Dawson, Woody Harrelson, Michael Ealy, Barry Pepper, Elpidia Carrillo – Görüntü Yönetmeni: Philippe Le Sourd – Müzik: Angelo Milli – Senaryo: Grant Nieporte – Yönetmen: Gabriele Muccino - ***1/2
1,5 yıl önce İstanbul Film Festivali’nde huzurlu, sakin, ferahlatıcı bir film izlemiştim, Old Joy diye. İşte onun yönetmeni Kelly Reichardt’ın son filmi Wendy and Lucy de olası adaylar arasında. Aslında bu kadar küçük çaplı bir filmin büyük bütçeli rakiplerinin arasına girmek istemesi bile şaşırtıcı. Neyse ki onun öyle bir niyeti yok, en fazla 2 adaylık kapabilir ‘En İyi Kadın’ ve ‘En İyi Müzik’ dalında. Ama çok dalda aday olamaması veya hiç ödül alamaması onun gücünden pek bir şey eksiltmiyor. Wendy ile köpeği Lucy’nin hikayesi bu. Oldukça sade, doğal ve gerçekçi! Bir filmi iyi yapmak için yeterli değil mi, bu 3 unsur?
Oyuncular: Michelle Williams, Lucy, Wally Dalton, Will Patton, Will Oldham, John Robinson, Larry Fessenden – Görüntü Yönetmeni: Sam Levy – Senaryo: Jonathan Raymond, Kelly Reichardt – Yönetmen: Kelly Reichardt - ****
Bir de animasyon gerek bu listeye! Bolt, belki listenin diğer filmleriyle boy ölçüşemez lakin hoş vakit geçirmek için birebir. Hiç kafana takmadan izliyorsun. Çok hata da yok. Wall-E ile kıyaslanamaz lakin aday olur. Şarkısı da hoşumsu (Hannah Montana söylüyor! Çıldırın çocuklar!).
Seslendirenler: John Travolta, Miley Cyrus, Susie Esman, Mark Walton, Malcolm McDowell, James Lipton, Greg Germann, Ronn Moss – Müzik: John Powell – Senaryo: Dan Fogelman, Chris Williams – Yönetmen: Byron Howard, Chris Williams - ***
Açıkçası The Wrestler’ın çok daha iyi olmasını umuyordum. Aronofsky’den çok umutluyum çünkü. İlk defa son derece açık ve yalın bir film çekmiş Aronofsky fakat iki unsurda tosluyor: 1) Yine sıkıcı! 2) Yeni bir şey anlatmıyor. Bir güreşçinin (fiziksel ve ruhsal olarak) çöküşünü gerçekten güzel anlatmış. Performanslar güzel, Aronofsky güzel lakin hedefi yine ıskalıyor.
Oyuncular: Mickey Rourke, Marisa Tomei, Evan Rachel Wood, Mark Margolis, Todd Barry, Wass Stevens – Görüntü Yönetmeni: Maryse Alberti – Müzik: Chris Mansell – Senaryo: Robert D. Siegel – Yönetmen: Darren Aronofsky - ***1/2
Hepsini sırayla izleyince teker teker yazı yazmak zor geliyor. O yüzden tek vuruşta yazmak istedim. Aslında hepsine ayrı birer makale gerek, hepsi de kaliteli filmler sonuçta.
Slumdog Millionaire beni şaşırtan bir filmdi. Aslında genelden bakınca tipik bir başarı hikayesi lakin bunu Hindistan’a ve oldukça farklı bir şekilde uyarlayınca değişik ve güzel olmuş. Jamal’in Hindistan’daki ‘Kim 500 Milyar İster’ yarışmasına katılmasıyla başlıyor hikaye. İlkokulu yarım bırakmış bir gencin tüm soruları doğru bilmesi kafa karıştırıyor ve polis tarafından sorguya alınıyor. Böylece Jamal, her soruyu nasıl bildiğini komisere anlatırken hayat hikayesini de baştan sona geçmiş oluyor.
Bu farklı anlatış biçimi ve Hindistan’ın gerçekleri bizi etkileyen ana unsur. Filmin çoğunu iki sokak çocuğunun gözünden izlediğimizden Hindistan’ı tüm çıplaklığıyla görüyoruz. Bir de Danny Boyle’un hızlı kurgusuyla tadından yenmiyor. Güzel Hindistan görüntüleri, buruk bir aşk hikayesi ve Hint müziğiyle de cabası. Sonunda aynı Bollywood filmlerindeki gibi (onlarda ortada gerçi) şarkılı/danslı sahne de bulunuyor. Benim Oscar favorimdir.
Oyuncular: Dev Patel, Freida Pinto, Ayush Mahesh Khedekar, Azhauddin Mohammed İsmail, Rubiana Ali, Tanay Chheda, Ashutosh Lobo Gajiwala, Tanvi Ganesh Lonkar, Madhur Mittal, Anil Kapoor, İrfan Khan – Görüntü Yönetmeni: Anthony Dod Mantle – Müzik: A. R. Rahman – Senaryo: Simon Beaufoy (Vika Swarup’un ‘Q&A’ adlı romanından) – Yönetmen: Danny Boyle, Loveleen Tandan - ****1/2
David Fincher’ın yeni filmi ise öyküsüyle avantaj sağlıyor. Geriyle doğru büyüyen bir adamın hikayesi The Curious Case of Benjamin Button. Benjamin Button doğduğunda 80 yaşındaki birine benzemektedir. Nitekim bedeni büyüdükçe kulağının duymadığı, ayaklarının tutmadığı anlaşılır. Babası tarafından, annesi doğumda öldüğünden, lanetli görülen Benjamin; ilk günden yaşlılar evinin hizmetçisi tarafından yetiştirilir. Hep öleceği düşünülen Benjamin, giderek gençleşmeye başlar. Arkadaşları (yaşlılar) öldükçe o daha iyi duruma geliyordur. Bu farklılığı ona garip maceralar ve duygular yaşatmaya devam eder.
Brad Pitt’in Benjamin Button’ı canlandırdığı film; akıcı senaryosu, efektleri (bebeğin yaşlı yüzü çok iyi), makyajı, sanat yönetimi, görüntü yönetimi ve kostümleriyle en fazla dalda Oscar’a aday olabilir. Çünkü bu saydıklarım gerçekten çok iyi, neredeyse mükemmel seviyesinde. Pitt ve Blanchett’in performansları da yerinde üstelik. Valla daha nolsun? Keyifli bir Fincher filmi daha.
Oyuncular: Brad Pitt, Cate Blanchett, Julia Ormond, Taraji P. Henson, Mahershalalhashbaz Ali, Jason Flemyng, Elias Koteas, Peter Donald Badalamenti II, Tilda Swinton, Jared Harris – Görüntü Yönetmeni: Cladio Miranda – Müzik: Alexandre Desplat – Senaryo: Eric Roth, Robin Swicord (F. Scott Fitzgerald’ın kısa hikayesinden) – Yönetmen: David Fincher - ****
Oscar’a aday olmayacak ama olmak isteyen bir filmi de listeye ekleyelim: Seven Pounds. Will Smith arada sırada ciddi takılmak istiyor ve buna İtalya’dan getirttiği Gabriele Muccino’yu alet ediyor. Bir önceki ortaklıkları Pursuit of Happyness gibi koyu bir dram çekmişler. Ağlamaklı, didaktik filan. Seyrederken sıkmadığı kesin lakin yılın iyileri arasına girmekten çok uzak. Keşke Muccino ile Smith konuyu ağdalaştırmaktan çok akıcılığa önem verseler!
Oyuncular: Will Smith, Rosario Dawson, Woody Harrelson, Michael Ealy, Barry Pepper, Elpidia Carrillo – Görüntü Yönetmeni: Philippe Le Sourd – Müzik: Angelo Milli – Senaryo: Grant Nieporte – Yönetmen: Gabriele Muccino - ***1/2
1,5 yıl önce İstanbul Film Festivali’nde huzurlu, sakin, ferahlatıcı bir film izlemiştim, Old Joy diye. İşte onun yönetmeni Kelly Reichardt’ın son filmi Wendy and Lucy de olası adaylar arasında. Aslında bu kadar küçük çaplı bir filmin büyük bütçeli rakiplerinin arasına girmek istemesi bile şaşırtıcı. Neyse ki onun öyle bir niyeti yok, en fazla 2 adaylık kapabilir ‘En İyi Kadın’ ve ‘En İyi Müzik’ dalında. Ama çok dalda aday olamaması veya hiç ödül alamaması onun gücünden pek bir şey eksiltmiyor. Wendy ile köpeği Lucy’nin hikayesi bu. Oldukça sade, doğal ve gerçekçi! Bir filmi iyi yapmak için yeterli değil mi, bu 3 unsur?
Oyuncular: Michelle Williams, Lucy, Wally Dalton, Will Patton, Will Oldham, John Robinson, Larry Fessenden – Görüntü Yönetmeni: Sam Levy – Senaryo: Jonathan Raymond, Kelly Reichardt – Yönetmen: Kelly Reichardt - ****
Bir de animasyon gerek bu listeye! Bolt, belki listenin diğer filmleriyle boy ölçüşemez lakin hoş vakit geçirmek için birebir. Hiç kafana takmadan izliyorsun. Çok hata da yok. Wall-E ile kıyaslanamaz lakin aday olur. Şarkısı da hoşumsu (Hannah Montana söylüyor! Çıldırın çocuklar!).
Seslendirenler: John Travolta, Miley Cyrus, Susie Esman, Mark Walton, Malcolm McDowell, James Lipton, Greg Germann, Ronn Moss – Müzik: John Powell – Senaryo: Dan Fogelman, Chris Williams – Yönetmen: Byron Howard, Chris Williams - ***
Açıkçası The Wrestler’ın çok daha iyi olmasını umuyordum. Aronofsky’den çok umutluyum çünkü. İlk defa son derece açık ve yalın bir film çekmiş Aronofsky fakat iki unsurda tosluyor: 1) Yine sıkıcı! 2) Yeni bir şey anlatmıyor. Bir güreşçinin (fiziksel ve ruhsal olarak) çöküşünü gerçekten güzel anlatmış. Performanslar güzel, Aronofsky güzel lakin hedefi yine ıskalıyor.
Oyuncular: Mickey Rourke, Marisa Tomei, Evan Rachel Wood, Mark Margolis, Todd Barry, Wass Stevens – Görüntü Yönetmeni: Maryse Alberti – Müzik: Chris Mansell – Senaryo: Robert D. Siegel – Yönetmen: Darren Aronofsky - ***1/2
Kaydol:
Kayıtlar (Atom)