İstanbul'da şu sıralar boğucu bir nem ve sıcak var. Hal böyle olunca insanlar güneş tepedeyken dışarı çıkmıyor. Çıksalar da kapalı ve klimalı mekanlarda pineklemeyi tercih ediyorlar. Biz de dün öğlen buluşsak da bir süre sonra klimalı yer diye sayıklayarak Ortaköy Starbucks'a kendimizi attık.
6'dan sonra hava biraz ateşini kaybetmeye yüz tutunca, Taksim'e çıktık, yemek için. Minda'ya gittik Sıraselviler'de. Çok şirin bir lokantadır, temizdir ve lezizdir. Canınız mantı veya ev yapımı zaytinyağlı/meze çekerse gidebilirsiniz. Biz açıldığından beri gideriz arkadaşlarla. Mantımı yiyerek geceye hazırlığımı tamamladım.
Taksim'de aramıza diğer katılacakları da alarak Cemil Topuzlu Açıkhava'ya doğru yürümeye başladık. Konser alanına vardığımızda yavaştan dolmaya başlamıştı koca amfi. Benim Açık Hava'ya ilk gidişimdi ama Bursa Açık Hava'dan çok farklı bulmadım. Biz bu konsere gitmeye son gün karar verdiğimizden merdivene bilet alabildik. Aslında iyi de oldu. 100'lük bilet kesiminin yanı başında 45'e seyrettik MFÖ'yü.
MFÖ konseri de benim için bir ilkti. Sahnede ilk defa izledim onları. Bilindik şarkıları arka arkaya sıraladılar. Benim en sevdiğim 3 şarkıdan ikisini ilk yarıda söylediler, Bazen ve Yalnızlık Ömür Boyu. Ama Sanatçının Öyküsü'nü çalmamalarına bozuldum. Bana göre MFÖ'yü MFÖ yapan şarkılardandır.
Diğer türlü konser oldukça olağan geçti. 40 yıldır konser veren profesyoneller olarak, nerede ne yapacaklarını iyi biliyorlar ve her şey önceden belirlenmiş. Sıralamadan sapılmıyor: Mazhar'ın çakırkeyif saçmalamaları, Fuat'ın dinginliği ve babacan tavrı ve Özkan'ın deli şovu. Her şey şov ve bu yapaylık, biraz sizi olumsuz etkiliyor açıkçası. Mesela biste Mazhar mikrofon desteğini fırlatıyor, daha saniye dolmadan asistanı gelip yerden alıp yerine koyuyor. Bırak kalsın o orada işte.
Konserden sonra, daha da kalabalık bir grup halinde (10 kişi filandık) İstiklal'e yürüdük. Genel karar çerçevesinde Thales Room'a gittik. Burası, artık Taksim'de içki içmek için tercih ettiğim ilk ve belki de tek yer haline geldi. Uygun fiyatları, nispeten rahatlığı ve temizliği, servisi ile Nevizade ve Asmalımescit mekanlarından çok daha iyi.
Zaten mekana oturabildiğimizde saat yarım olmuştu. Gırgır, şamata, içki derken saatler ilerledi. Fire punch isteyerek gecenin tepe noktasına ulaştık saatler 2'yi gayet geçerken. Fire punch, bol buzlu küre bir kap içinde Sex on the Beach'ten ibaret. Ama sunumu çok fiyakalı, bol pipetle ve ateşle beraber geliyor. Grup gaza gelip, herkes aynı anda içmeye başlıyor. Grup olarak gidildiğinde eğlenceli oluyor. Tadı da çok iyi, hele yazın buzlu olarak iyi geliyor.
3.5 civarıydı, mekan kapanıyormuş, biz de kalktık. Bir Bambi yaparak geceyi sonlandırdık. Bambi'ye girerken 4'e geliyordu ve zor yer bulabildik, her yer doluydu. Yalnız tavsiyem Bambi'ye Taksim hariç diğer şubelerine gitmemeniz. Geçen hafta gece Suadiye'dekine girmiştik, her şeyiyle berbattı. Taksim'dekiler ise hala belli bir düzeyi koruyabiliyorlar.
Gerçekten güzel ve eğlenceli bir geceydi. Bu sıcak aylarda galiba dışarıya çıkıp eğlenmek için tek seçenek, geceler! İstanbul geceleri dopdolu!
Bana göre 'entel' kelimesi her şeyi bildiğini zannedip aslında hiçbir şey bilmeyen kişiyi ifade eder ve böyle biri olsa olsa sayıklayacağından; bu site de bir entelin sayıklamalarından oluşur. Entel benim, yazılar da yazıldığı anda aklıma gelen uçuk kopuk ifade biçimleri. Yine de okursanız memnun olurum.
gece hayatı etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
gece hayatı etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
31 Temmuz 2011 Pazar
Bir Yaz Gecesi: MFÖ Konseri ve Thales Room
10 Mayıs 2011 Salı
Bir Jülide Özçelik Konseri
'Paylaşmak Üzerine' adlı yazımda belirtmiştim, Jülide Özçelik konserine gideceğimi. Nitekim o gün işten çıkıp Üsküdar servisine atladım. Cuma iş çıkışı olmasına rağmen köprü yolu bomboştu! Altunizade durağında neredeyse bomboş bir metrobüse binip boğazı seyre dalarak Avrupa yakasına geçtim. Gayrettepe'de metroya geçerek Tünel'de gün ışığını tekrar gördüm.
Eski bir arkadaşımı bekledim oralarda, orta okul ve lise arkadaşım Aylin'i. Birazdan o da metrodan çıktı. Hemen yemek dedim, itiraz etmedi. Tramvay'da oturduk, 2 yılı geçmiş görüşmeyeli. Biraz benden, biraz ondan bahsettik, eskileri anımsadık, kim neler yapıyor dedik. Güzel ve keyifli bir yemek oldu. Hem karnımızı hem de dimağımızı doldurduk.
9 buçuğa gelirken kalktık, konseri önceden söylemiştim ona. Beni Alt Nokta'nın girişinde bırakırken, "Ben de gelsem mi?" dedi, daha sorusunu bitirirken 2 bilet aldım ve içeri girdik.
Alt Nokta, İstiklal Caddesi'nde Tünel'e doğru yürürken, Galatasaray'ı geçince solda kalan House Cafe'nin sokağında. Daha doğrusu sokağın en ucunda. Caz üzerine bir mekan. Diyebilirim ki Türkçe caz yapan çoğu kişi ayda bir mutlaka burada sahne alıyor. İçerisi küçücük. 3 masa vardı, biz girdiğimizde, üçü de rezerveydi. Sahnenin önünde dört de kokteyl masası var. Biz onların birine tünedik. Bunların dışında bar ve yine küçücük bir sahneden başka da bir şey yok. En fazla 70-80 kişilik bir yer, camı yok. Kapalı alan fobisi olanlara sakıncalı yani.
Bilet fiyatı inanılmaz uygun. 20 TL! Jülide Özçelik ve arkasındaki üç müzisyen için ödemeniz gereken ücret bu kadar ucuz. İçki fiyatları da normal. Bira istedik, Tuborg şişe geldi, 8 lira. Ben 2 şişe aldım o gece. Yani 36 liraya mekandan çıktım. İstanbul'da böyle bir aktivite için şaka gibi bir para.
Konser 10'daydı ama 10 buçukta başladı. Başlamadan hemen önce başka bir arkadaşım daha katıldı aramıza. Böylece konsere hazırdık.
Jülide Özçelik'i yayınladığı ilk albümle tanıdım ben. 'Jazz İstanbul' adındaki albüm, bence harikuladedir. Özçelik'in enfes sesiyle her şarkının ayrı bir tadı vardır. Konserde ikinci albüm hazırlıklarına başladığı duyduk, sevindik.
Özçelik konsere 'Mecnunum Leylamı Gördüm'le başladı ve sakince albümdeki diğer parçaları sıraladı. Arada iki de Özdemir Erdoğan parçası söyledi. En sevdiğim şarkısını sonlara doğru söyledi, 'Bugün Neden Gelmedin?'. Belki çok depresif bir şarkı ama çok hoş, çok farklı bir tadı var. Zaten meğerse şarkının ikinci bir adı varmış, 'Saplantılı Şarkı' diye. Konser sonunda da yine 'Mecnunum Leylamı Gördüm'le bis yaparak konserini sonlandırdı. Ara dahil 2 saat sürdü.
Konser hakkında yapabileceğim ilk tanım, ferahlatıcı olduğuydu. Huzur buldum, keyif aldım. Birazcık kendi etrafında dans ederek kurtlarımı döktüm. Caz gerçekten farklı bir tür.
Konser çıkışı sokakta gençler dımtıs müziklerle parti yapıyordu, çok ters geldi bana. Caz çıkışı, tekno parti. Sonradan o partinin ilerleyen saatlerinde DJ Gazali'nin de çaldığını öğrendim ve takıldım: "Oğlum ne öyle, sokaklarda parti yapıyorsunuz, mekan mı kalmadı?"
Biz ise rahat adımlarla meydana doğu yürüdük üç kişi ve evlere doğru dağıldık.
Ayın 20'sinde yine Alt Nokta'da Birsen Tezer çıkıyor. Ben orada olacağım.
Kaydol:
Kayıtlar (Atom)