konser etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
konser etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

31 Temmuz 2011 Pazar

Bir Yaz Gecesi: MFÖ Konseri ve Thales Room

İstanbul'da şu sıralar boğucu bir nem ve sıcak var. Hal böyle olunca insanlar güneş tepedeyken dışarı çıkmıyor. Çıksalar da kapalı ve klimalı mekanlarda pineklemeyi tercih ediyorlar. Biz de dün öğlen buluşsak da bir süre sonra klimalı yer diye sayıklayarak Ortaköy Starbucks'a kendimizi attık.

6'dan sonra hava biraz ateşini kaybetmeye yüz tutunca, Taksim'e çıktık, yemek için. Minda'ya gittik Sıraselviler'de. Çok şirin bir lokantadır, temizdir ve lezizdir. Canınız mantı veya ev yapımı zaytinyağlı/meze çekerse gidebilirsiniz. Biz açıldığından beri gideriz arkadaşlarla. Mantımı yiyerek geceye hazırlığımı tamamladım.

Taksim'de aramıza diğer katılacakları da alarak Cemil Topuzlu Açıkhava'ya doğru yürümeye başladık. Konser alanına vardığımızda yavaştan dolmaya başlamıştı koca amfi. Benim Açık Hava'ya ilk gidişimdi ama Bursa Açık Hava'dan çok farklı bulmadım. Biz bu konsere gitmeye son gün karar verdiğimizden merdivene bilet alabildik. Aslında iyi de oldu. 100'lük bilet kesiminin yanı başında 45'e seyrettik MFÖ'yü.

MFÖ konseri de benim için bir ilkti. Sahnede ilk defa izledim onları. Bilindik şarkıları arka arkaya sıraladılar. Benim en sevdiğim 3 şarkıdan ikisini ilk yarıda söylediler, Bazen ve Yalnızlık Ömür Boyu. Ama Sanatçının Öyküsü'nü çalmamalarına bozuldum. Bana göre MFÖ'yü MFÖ yapan şarkılardandır.



Diğer türlü konser oldukça olağan geçti. 40 yıldır konser veren profesyoneller olarak, nerede ne yapacaklarını iyi biliyorlar ve her şey önceden belirlenmiş. Sıralamadan sapılmıyor: Mazhar'ın çakırkeyif saçmalamaları, Fuat'ın dinginliği ve babacan tavrı ve Özkan'ın deli şovu. Her şey şov ve bu yapaylık, biraz sizi olumsuz etkiliyor açıkçası. Mesela biste Mazhar mikrofon desteğini fırlatıyor, daha saniye dolmadan asistanı gelip yerden alıp yerine koyuyor. Bırak kalsın o orada işte.

Konserden sonra, daha da kalabalık bir grup halinde (10 kişi filandık) İstiklal'e yürüdük. Genel karar çerçevesinde Thales Room'a gittik. Burası, artık Taksim'de içki içmek için tercih ettiğim ilk ve belki de tek yer haline geldi. Uygun fiyatları, nispeten rahatlığı ve temizliği, servisi ile Nevizade ve Asmalımescit mekanlarından çok daha iyi.

Zaten mekana oturabildiğimizde saat yarım olmuştu. Gırgır, şamata, içki derken saatler ilerledi. Fire punch isteyerek gecenin tepe noktasına ulaştık saatler 2'yi gayet geçerken. Fire punch, bol buzlu küre bir kap içinde Sex on the Beach'ten ibaret. Ama sunumu çok fiyakalı, bol pipetle ve ateşle beraber geliyor. Grup gaza gelip, herkes aynı anda içmeye başlıyor. Grup olarak gidildiğinde eğlenceli oluyor. Tadı da çok iyi, hele yazın buzlu olarak iyi geliyor.

3.5 civarıydı, mekan kapanıyormuş, biz de kalktık. Bir Bambi yaparak geceyi sonlandırdık. Bambi'ye girerken 4'e geliyordu ve zor yer bulabildik, her yer doluydu. Yalnız tavsiyem Bambi'ye Taksim hariç diğer şubelerine gitmemeniz. Geçen hafta gece Suadiye'dekine girmiştik, her şeyiyle berbattı. Taksim'dekiler ise hala belli bir düzeyi koruyabiliyorlar.

Gerçekten güzel ve eğlenceli bir geceydi. Bu sıcak aylarda galiba dışarıya çıkıp eğlenmek için tek seçenek, geceler! İstanbul geceleri dopdolu!

15 Haziran 2011 Çarşamba

Sahnede Rakı İçen Cazcı

1 aya yaklaştı sanırım, arkadaşlarla Birsen Tezer konserine gittik. Tezer, şahane bir sese sahip bir caz şarkıcısıdır. Herkes gibi ben de onu efsane 'Çığlık Çığlığa' yorumuyla duydum. İlk dinleyeli kaç yıl oldu, hala tüylerimi diken diken eden olağanüstü bir yorumdur.

Tezer ilk albümü 'Cihan'ı iki yıl önce çıkardı. Şahane bir albüm. Başucu albümü olabilecek kadar hem de. Kimi zaman şarkılardan birisi hoşunuza gidiyor, başka bir zaman diğeri. Kötü veya vasat bir şarkısı bulunmayan nadide Türk albümlerindendir.

20 Mayıs'ta, yine bir iş çıkışı ve cuma akşamı Alt Nokta'ya girdik. Jülide Özçelik konserinde daha kalabalık lakin çok da sıkmayacak kadar. Zaten maksimum 80 kişilik bir mekandan bahsediyoruz.

Birsen Tezer, 4 müzisyen arkadaşıyla 10 buçuğu biraz geçe sahneye çıktı. Dediğine göre basçı hariç bu ekiple 15 yıldır beraberlermiş. Dile kolay.

Albümünü baştan sonra söyledi, yanına da bir klasik sanat parçasıyla iki Bülent Ortaçgil şarkısı sıkıştırdı. Şarkılar hep bir ağızdan söylendi, her biri başka güzel zaten. 'Bilsen', 'Balıkesir', 'İstanbul' gibi en sevdiğim parçalarını baştan söyleyince şaşırdım önce. Zaten hep sadece sesini dinlediğim birini kanlı canlı dinlemek biraz şaşırttı beni.

Ben biraz daha vakur, sakin birini bekliyordum. Tezer ise gayet şen şakrak, içinden geldiğince hareket eden biri. Sahnedeki koltuğunda rakısı duruyor. Her şarkı arasında bir fırt çekiyor. Çakırkeyifliği her halinden belli. Oldukça rahat, cazcıdan çok bu halliyle rockçıya benziyor. Bir ara dedi ki:

"Bugün gelirken kim gelir ki bu gece konsere dedim. İstanbul boşalmıştır diyordum. Siz hala daha neden bu şehirdesiniz ya? Isındı havalar, güneye gidin."

"Çalışıyoruz." cevabına da şaşırdı. Herkes boş beleş takılıyor yani! Bana bu derece rahatlığı biraz garip geldi açıkçası. Fazla laubali buldum. Seyirciyle iletişim önemli de çalışan kesimin takıldığı bir mekanda fazla mıydı sanki?

Neyse ki bu durum, harika sesini ve yorumunu gölgelemiyor. İkinci yarıda 'Sus Pus' mahvetti bizi. Ardından da kanununu aldı (kendisi kanun eğitimli bir müzisyen aynı zamanda), 'Aşk Bu Değil' ile 'Seher Vakti'ni söyledi. Mest olduk. Finalde tabii ki 'Çığlık Çığlığa' müthişti zaten.

Bis yapmaya tenezzül bile etmedi.


10 Mayıs 2011 Salı

Bir Jülide Özçelik Konseri

'Paylaşmak Üzerine' adlı yazımda belirtmiştim, Jülide Özçelik konserine gideceğimi. Nitekim o gün işten çıkıp Üsküdar servisine atladım. Cuma iş çıkışı olmasına rağmen köprü yolu bomboştu! Altunizade durağında neredeyse bomboş bir metrobüse binip boğazı seyre dalarak Avrupa yakasına geçtim. Gayrettepe'de metroya geçerek Tünel'de gün ışığını tekrar gördüm.

Eski bir arkadaşımı bekledim oralarda, orta okul ve lise arkadaşım Aylin'i. Birazdan o da metrodan çıktı. Hemen yemek dedim, itiraz etmedi. Tramvay'da oturduk, 2 yılı geçmiş görüşmeyeli. Biraz benden, biraz ondan bahsettik, eskileri anımsadık, kim neler yapıyor dedik. Güzel ve keyifli bir yemek oldu. Hem karnımızı hem de dimağımızı doldurduk.

9 buçuğa gelirken kalktık, konseri önceden söylemiştim ona. Beni Alt Nokta'nın girişinde bırakırken, "Ben de gelsem mi?" dedi, daha sorusunu bitirirken 2 bilet aldım ve içeri girdik.

Alt Nokta, İstiklal Caddesi'nde Tünel'e doğru yürürken, Galatasaray'ı geçince solda kalan House Cafe'nin sokağında. Daha doğrusu sokağın en ucunda. Caz üzerine bir mekan. Diyebilirim ki Türkçe caz yapan çoğu kişi ayda bir mutlaka burada sahne alıyor. İçerisi küçücük. 3 masa vardı, biz girdiğimizde, üçü de rezerveydi. Sahnenin önünde dört de kokteyl masası var. Biz onların birine tünedik. Bunların dışında bar ve yine küçücük bir sahneden başka da bir şey yok. En fazla 70-80 kişilik bir yer, camı yok. Kapalı alan fobisi olanlara sakıncalı yani.

Bilet fiyatı inanılmaz uygun. 20 TL! Jülide Özçelik ve arkasındaki üç müzisyen için ödemeniz gereken ücret bu kadar ucuz. İçki fiyatları da normal. Bira istedik, Tuborg şişe geldi, 8 lira. Ben 2 şişe aldım o gece. Yani 36 liraya mekandan çıktım. İstanbul'da böyle bir aktivite için şaka gibi bir para.

Konser 10'daydı ama 10 buçukta başladı. Başlamadan hemen önce başka bir arkadaşım daha katıldı aramıza. Böylece konsere hazırdık.

Jülide Özçelik'i yayınladığı ilk albümle tanıdım ben. 'Jazz İstanbul' adındaki albüm, bence harikuladedir. Özçelik'in enfes sesiyle her şarkının ayrı bir tadı vardır. Konserde ikinci albüm hazırlıklarına başladığı duyduk, sevindik.

Özçelik konsere 'Mecnunum Leylamı Gördüm'le başladı ve sakince albümdeki diğer parçaları sıraladı. Arada iki de Özdemir Erdoğan parçası söyledi. En sevdiğim şarkısını sonlara doğru söyledi, 'Bugün Neden Gelmedin?'. Belki çok depresif bir şarkı ama çok hoş, çok farklı bir tadı var. Zaten meğerse şarkının ikinci bir adı varmış, 'Saplantılı Şarkı' diye. Konser sonunda da yine 'Mecnunum Leylamı Gördüm'le bis yaparak konserini sonlandırdı. Ara dahil 2 saat sürdü.

Konser hakkında yapabileceğim ilk tanım, ferahlatıcı olduğuydu. Huzur buldum, keyif aldım. Birazcık kendi etrafında dans ederek kurtlarımı döktüm. Caz gerçekten farklı bir tür.

Konser çıkışı sokakta gençler dımtıs müziklerle parti yapıyordu, çok ters geldi bana. Caz çıkışı, tekno parti. Sonradan o partinin ilerleyen saatlerinde DJ Gazali'nin de çaldığını öğrendim ve takıldım: "Oğlum ne öyle, sokaklarda parti yapıyorsunuz, mekan mı kalmadı?"

Biz ise rahat adımlarla meydana doğu yürüdük üç kişi ve evlere doğru dağıldık.

Ayın 20'sinde yine Alt Nokta'da Birsen Tezer çıkıyor. Ben orada olacağım.