8 Kasım 2011 Salı

Sinema Sinema

Uzun zamandır film izleme konusunda ne kadar tembelsem, filmler hakkında yazmak konusunda daha da tembelim. O yüzden bundan sonra başlığı 'Sinema Sinema' olacak yazılarda izlediğim çoğunlukla yeni (bazen de eski) filmleri yazacağım. Başlıyoruz!!!!

Harry Potter and the Deathly Hallows: Part 2

Bu kadar iyi bir ilk bölümden sonra ancak bu kadar kötü bir son gelebilirdi. İzlediğim en kötü Harry Potter filmiydi. Böyle bir sonla bu seriye veda etmek üzücüydü.

Ayrıca genel olarak seriye baktığımızda, 3. film (The Prisoner of Azkaban) en iyisi olarak açık ara öne çıkıyor. Ondan sonra 7. film (the Deathly Hallows: Part 1), 6. film (the Halfblood Prince) ile 2. film (the Chamber of Secrets) akılda kalanlardı. Kalanı unutulmaya mahkumdur.

Bridesmaids
Yılın en iyi komedilerinden biri ilan edilen (senaristi ve başrolü) Kristen Wiig merkezli bu film, vasatın üstüne çıkmak için çok uğraşsa da konvansiyonel yapıdan bir türlü kurtulamadığından sıradanlığın sınırlarında dolaşıyor. Vaktinizi boşa harcamayacağı kesin ama verilen paraya değer mi, işte o soru işareti.

Horrible Bosses

İşte daha farklı bir komedi. Gülebildiğiniz, izlerken keyfe geldiğiniz bir komedi. Yalnız bu filmin de odak noktası kayık. Filmin en önemli kozu starları değil, kötü adamları. Hal böyleyken, bir süre sonra esas adamları değil, gıcık patronlarını beklemeye başlıyorsunuz. Colin Farrell'in şişko ve dangalak patronu; Jennifer Aniston'un seksi ve sapık patronu ile Kevin Spacey'in karizmatik ve sadist patronu varken tırsık üç ana karakter oldukça sönük kalıyor. Ama artık böyle bir komedi bile yetiyor bize.

Jane Eyre
Her seneki kostümlü drama kontejanımızı bu yıl yeni Jane Eyre uyarlaması dolduruyor. Bu ünlü klasik eser, Cary Fukunaga'nın yönetmenliği ve Mia Wasikowska ile Michael Fassbander'in performanslarıyla uyarlanmış. Bu tarzı sevenlerin çok seveceklerine eminim. Hüzün dolu dramatik bir konu, iyi yazılmış bir senaryo, görkemli kostüm ve set tasarımları, kayda değer performanslar ile ortaya çıkan seyir kalitesi yüksek bir film. Yılın dikkate değer yapımlarından!

The Conspirator

Abraham Lincoln'ün suikasti sonrasında ortaya çıkan gerçek bir mahkeme/demokrasi dramını masaya yatıran film, demokrasi hakkında kafa yoran herkesin izlemesi gereken tarihi bir dram.
Bilhassa Robin Wright'ın performansıyla daha da önem kazanan film, ülkemizdeki Ergenekon davası gibi büyük siyasi-makheme olaylarını yaşarken bir daha düşünmemizi öğütlüyor. Demokrasinin ne olduğunu düşünmek için harika bir fırsat.

Win Win

Normal insanların normal hayatlarını filmlerine malzeme yapan Thomas McCarthy'nin son filmi; süper kahramanlar, divane aşıklar, komik şapşallar, tarihi şahsiyetler dışında da karakterler olduğunu ve biraz da gündelik hayat üzerinde kafa yormamız gerektiğini hatırlatan bir film. Vasatlık sınırlarında gezinse de 90 dakika nefes almanızı sağlıyor.

The Red State

Son 20-30 yılda hızlı bir şekilde yükselişe geçen tarikatlar, sanıldığı üzere sadece ülkemizde değil tüm dünyada popülerler. Favori yönetmenlerimden Kevin Smith kökten dinci bir tarikatı merkezine aldığı bu ilk korku filminde, hem has bir filme imza atmaya çalışırken hem Hostel, Saw gibi olayın suyunu çıkaran örneklerle dalgasını geçerken hem de birkaç politik kelam ediyor. Sonuç harika olmasa da, amacına çok yaklaşmış olduğu yadsınılamaz. Üstelik film, çekim ve dağıtım süreciyle tam bir bağımsız film.

Thor

Shakespeare kelamları eden bir süper kahraman görmek, açıkçası baştan sizi soğutuyor. Film, eğlence açısından fena değil ama Marvel işin içini iyice boşaltıyor. İlk Iron Man filmini bu stüdyo mu çekti, fena halde şüphe içerisindeyim. Natelie Portman da kesinlikle ticari iş yapmamalı, berbat oynuyor.

También la Iluvia (Even the Rain)

Kapitalizmi yeren insanların kapitalist olması kadar ironik bir durum yok şu dünyada. Bunu gerçekten bilmeden yapanlardan söz ediyorum tabii. Filmde, İspanya'nın ilk Güney Amerika seferinde yerli halkı nasıl köleleştirdiğini belgesele aktarmak isteyen bir film ekibinin, o yerli halkı nasıl köleleştirdiğini izliyoruz. Bunun yanında modern görünmek adına halka ait doğal kaynakları yabancılara satan yerel hükümet de cabası. Hiç bunun Türkiye izdüşümlerinden bahsetmeyeceğim, çıkamayız. 2011'de Yabancı Dil'de Oscar adayı olan bu yapım, sert eleştirisi için bile izlenmeli ki film de gayet iyi.

Crazy, Stupid, Love

Bu özgün romantik soslu komedi, harika kadrosu (Steve Carrell, Julianne Moore, Ryan Gosling, Emma Stone, Merisa Tomei, Kevin Bacon), dürüst senaryosu ve başarılı rejisiyle yılın parlak Hollywood yapımlarından oluyor. Lakin elde kaçırılmış bir fırsat var. Muhafazarkarlaşan ve klişeleşen ikinci yarısıyla izlenip geçilecek bir filme dönüşüyor. Halbuki 2011'in klasik komedisi olabilirdi!

Hiç yorum yok: